Genetik Sessizlik: Bedenler Susarken Davranışlar Yönetiliyor mu?
Bir sabah uyanırsınız.
Haberler akmaktadır. Raflar doludur. Marketten aldığınız ürünler, kullandığınız krem, içtiğiniz kahve aynıdır.
Ama insanlar farklıdır.
Tahammül azalmış, öfke artmış, empati geri çekilmiştir. Toplum daha kolay kışkırtılabilir, daha az sorgulayan, daha çabuk yorulan bir hale gelmiştir. Kimse bunu bir hastalık olarak tanımlamaz. Çünkü ateş yoktur. Salgın yoktur. Ölüm sayıları yoktur.
Sadece davranışlar değişmiştir.
Modern biyolojik savaş senaryosu tam olarak burada başlar.
Yeni Nesil Savaş: Öldürmeyen Ama Dönüştüren
Klasik biyolojik savaşlar bedeni hedef alırdı. Yeni nesil olanlar ise zihni ve davranışı hedef alır.
Amaç öldürmek değildir. Amaç;
-
Toplumsal refleksleri zayıflatmak,
-
Kaygıyı kronik hale getirmek,
-
Tepki vermeyi değil kabullenmeyi öğretmek,
-
Sürekli yorgun, dağınık ve itaatkâr bir kitle oluşturmaktır.
Türkiye Sağlık vakfı Başkanı Dr. Murat Balaban (Ph.D)’ın uyarısı tam bu noktada: “Tehdit gelecekte değil, şimdi algılanmalıdır.”
Çünkü bu modelde tehdit; laboratuvardan değil, günlük yaşamın içinden gelir.
Tetikleyici Mekanizma: Gıda ve Kozmetik Üzerinden Aktivasyon
Kozmetik ve gıda sektörü, bugün birçok ülkenin savunma sanayisiyle kıyaslanabilecek düzeyde kimyasal bilgi birikimine, laboratuvar altyapısına ve Ar-Ge kapasitesine sahiptir. Bu endüstriler yalnızca ürün üretmez; moleküler etkileşimleri, koku-hafıza bağlarını, hormon benzeri etkileri ve davranışsal tepkileri de çok iyi bilir.
Bir parfümün etiketinde birkaç satırla ifade edilen içeriğin arkasında, açıklanmayan onlarca bileşen, taşıyıcı sistem ve etkileşim katmanı bulunur. Tüketiciye sunulan “formül”, çoğu zaman yalnızca görünen yüzdür; asıl bilgi, ticari sır ve mevzuat boşluklarının arkasında kalır.
Bu noktada soru daha rahatsız edici bir hal alır: Eğer bu kadar derin bir bilgi ve kontrol kapasitesi varsa, bunun kötü niyetli, uzun soluklu ve küresel ölçekte planlanmış bir davranış mühendisliği aracı olarak kullanılmayacağının garantisi nedir? Psikolojik etkiler ani ve ölçülebilir olmak zorunda değildir; bazen bir toplumun daha huzursuz, daha tepkisiz ya da daha yönlendirilebilir hale gelmesi yıllar alır.
İşte en tehlikeli senaryo da budur: Etkisi fark edilmeyen, kaynağı tanımlanamayan ve bu nedenle hiçbir zaman açıkça suçlanamayan bir kimyasal sessizlik. İnsanlar değiştiğini hisseder ama nedenini asla tam olarak bilemez.
Bu hayali senaryoda genetik yapı tek başına hedef değildir. Asıl güç, genetik yatkınlık ile çevresel tetikleyicilerin eşleşmesinde yatar.
Uzun süreli maruziyetle;
-
sinir sistemiyle etkileşime giren bazı kimyasallar,
-
hormonal dengeyi etkileyen maddeler,
-
duygu durumunu fark ettirmeden değiştirebilen moleküler uyarıcılar
bazı bireylerde;
-
ani öfke patlamaları,
-
ilgisizlik ve tükenmişlik,
-
karar vermede zorlanma,
-
gerçeklik algısında bulanıklık
gibi psikolojik durumları tetikleyebilir.
Kişi hasta olduğunu düşünmez.
Sadece kendisi gibi davranmadığını hisseder.
1984 Güncellendi: Artık Düşünceye Değil Biyolojiye Müdahale Var
George Orwell’in 1984’ünde kontrol; gözetim, korku ve dil yoluyla sağlanıyordu.
Bugünün distopyasında ise kontrol; alışkanlıklar, biyoloji ve kimya üzerinden ilerler.
“Gerçeklik, ona nasıl müdahale edildiğiyle şekillenir.”
Eğer bir toplumun ruh hali yönetilebiliyorsa,
öfke ve kayıtsızlık ayarlanabiliyorsa,
sorgulama refleksi köreltilebiliyorsa…
artık açık baskıya ihtiyaç yoktur.
Kontrol, görünmez hale gelmiştir.
Sağlık, İrade ile Başlar
Dr. Balaban'a göre "Sağlık yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. Zihinsel berraklık, irade gücü ve özgür karar verebilme yetisi de sağlığın ayrılmaz parçasıdır."
Bu nedenle biyoteknoloji ve genetik;
-
sadece tedavi potansiyeliyle değil,
-
davranışsal ve toplumsal etkileriyle,
-
etik sınırları ve denetim mekanizmalarıyla
ele alınmalıdır.
Aksi halde sağlık, fark edilmeden bir kontrol aracına dönüşebilir.
Komplo Teorisi mi, Erken Uyarı mı?
Bu anlatı bir komplo teorisi gibi okunabilir.
Ancak tarih, pek çok “komplo”nun zamanla gecikmiş farkındalık olarak kayda geçtiğini gösterir.
Dr. Murat Balaban’ın vurgusu net "Tehdidi bugün algılamayan toplumlar için yarın çok geç olabilir."
En Tehlikeli Savaş Sessiz Olandır
Bu hayali savaşta sirenler çalmaz.
Hastaneler dolmaz.
Manşetler atılmaz.
Ama toplum değişir.
Ve belki de en ürkütücü olan şudur:
Kimse bunun ne zaman başladığını hatırlamaz.
Bu yazı, Türkiye Sağlık Vakfı “Sağlık Gerçekleri” kitabının bir bölümü kapsamında Dr. Murat Balaban (Ph.D) tarafından hazırlanmıştır.
Kitap, okuyuculara sağlık alanına bütüncül bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.

1 Yorum
Mert Aydın
08-01-2026 11:22Bu yazıyı okuduktan sonra kullandığım kozmetiklere ve tükettiğim gıdalara artık aynı gözle bakamayacağımı fark ettim. Etiketlerde gördüğümüz birkaç masum kelimenin arkasında bu kadar büyük bir kimyasal bilgi ve kontrol kapasitesi olabileceği düşüncesi gerçekten rahatsız edici. Özellikle uzun vadeli maruziyetin psikolojik etkiler yaratabileceği ihtimali, bugüne kadar neden bu kadar az konuşulduğunu sorgulamama neden oldu. Bu metin bir komplo anlatısından çok, geç kalınmış bir farkındalık çağrısı gibi hissettirdi. Sağlığın sadece bedensel değil, zihinsel ve davranışsal bir bütün olduğu gerçeğini çok net hatırlatıyor.