Prof. Dr. Hayrullah DERİCİ, Genel Cerrahi Uzmanı

Prof. Dr. Hayrullah DERİCİ, Genel Cerrahi Uzmanı

Bu haftaki konuğumuz cerrahi alanında başarılı çalışmalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. Hayrullah DERİCİ.

Hayrullah Bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1985 yılında Bornova Anadolu Lisesi’nden, 1991 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1996 yılında Genel Cerrahi Uzmanı oldum. 2007 yılında Türk Cerrahi Derneği Yeterlilik (Board) Belgesi almaya hak kazandım. 2007 yılında “Genel Cerrahi Doçenti”, 2013 yılında “Profesör” oldum. Halen İzmir Özel Ekol Hastanesinde Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalışmaktayım.

Evli ve iki çocuk babasıyım. 

Mesleğinizi ve cerrahiyi seçmenizde etken olan sebeplerden bahseder misiniz?

Bugünlerde tıp öğrencilerinin cerrahi branşlara ilgisini yeterli buluyor musunuz? Yeterli değilse sebepleri nelerdir sizce?

İnsanların sahip olabilecekleri en büyük zenginlik sağlıklı olmalarıdır. Bu alanda yetkin olmak ve hastalara şifa dağıtmayı çok istedim. Bunun yanında lise yıllarımdayken belki de iş bulma konusunda daha şanslı olacağımı da düşünmüşümdür. Bu sebeplerle tıp fakültesine gitmek ve doktor olmayı çok istedim.

Tıp fakültesi 4. sınıftayken girdiğim genel cerrahi ameliyatları beni çok etkilemişti, insanların hayatına dokunan, bilgi ve yetenek gerektiren bu zorlu ameliyatlar benim mesleğim olmalıydı dedim ve uzmanlık alanı olarak genel cerrahiyi seçtim. 

Cerrahi eğitiminin yorucu ve zor olmasının yanında meslek olarak da riskli de bir branş olduğunu söylemem gerek. 7/24 görevdesiniz, bir cerrah her zaman hastaneye/ameliyathaneye çağrılabilir. Hastaneye en erken cerrahlar girer ve en geç de onlar ayrılır. Yorucu nöbetler ve yüksek çalışma temposu, alınan riskler, her ameliyatta yaşanılan stres vardır. Son yıllarda çeşitli nedenlerle cerrahi branşlara olan ilgi azaldı. Tıp öğrencileri cerrahi bölümleri eskiden olduğu gibi seçmiyor, bunda cerrahinin ağır bir ihtisas olması yanında, son yıllarda hekimlere karşı da giderek artan şiddetin payı vardır. Şiddet özellikle cerrahi branşlarda daha yaygın, ölen arkadaşlarımız bile oldu. Bu nedenle tıp fakültesi öğrencileri daha az riskli ya da riski olmayan uzmanlık alanlarını seçiyor. 

Obezite cerrahisi ile ilgilendiğinizi biliyoruz. Uyguladığınız tekniklerden bahseder misiniz?

Obezite cerrahisinde temel olarak mide küçültme ameliyatı dediğimiz mide hacminin küçültülüp az gıda alımıyla kilo kaybettiren ameliyatlar ve ayrıca bypass ameliyatları dediğimiz mide hacminin küçültülmesiyle birlikte barsakların bir kısmının devre dışı bırakılması sonucu emilimin de bozulduğu ameliyatlar uygulanır.

Her iki yöntemin de kendilerine ait avantaj ve dezavantajları vardır. Ameliyat öncesi hastayı iyi değerlendirip, hastaya göre yöntemi belirlemek gerekiyor. 

Obezite cerrahisi hakkında zaman zaman olumsuz sonuçlanan vaka haberleri duyuyoruz.  Obezitenin çözümünde cerrahi güvenli mi? Cerrahi uygulamalara ek olarak hastalarınıza neler tavsiye ediyorsunuz?

Obezite cerrahisinin riskleri yanında hastaların aşırı kilo olmalarından dolayı kendilerine ait birtakım riskleri vardır. Bu hastaların birçoğunda diyabet, hipertansiyon, kalp ve akciğer hastalıkları da vardır. Bu hastalar ameliyat olmadıkları taktirde bu hastalıkların meydana getirdikleri risklerle de karşı karşıya kalmaktadırlar.

Burada önemli olan doğru hastaya, doğru endikasyon koymak ve doğru ameliyatı uygulamaktır. Tecrübeli merkezlerde obezite cerrahisinin riskleri, bir safra kesesi ameliyatının risklerinden fazla değildir. Obezite cerrahisi hastaların zayıflamasına yardımcı olur. Hastaların sağlıklı beslenme düzenine uyum sağlamaları ve hayatlarına spor ve egzersizi katarak yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerekmektedir. 

Sağlık sektöründe Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?

Sağlık turizmiyle ilgili çalışmaları yeterli buluyor musunuz ve sizin bu alanda çalışmalarınız var mı?

Türkiye'deki genel olarak sağlık hizmetinin kaliteli olduğunu belirtmeliyim. Benim öğrencilik yıllarımda Türkiye’de yapılamayan organ nakillerinin, kalp damar cerrahisiyle ilgili büyük ameliyatların, tüp bebek uygulamalarının günümüzde ülkemizde büyük bir başarıyla uygulandığını görmekteyiz. Ülkemizdeki tıp fakültesi ve uzmanlık eğitiminin belirli merkezlerde oldukça yeterli olduğunu söylemeliyim.

Türkiye sağlık turizmi alanında sunduğu sağlık hizmetleriyle son yıllarda cazibe merkezi haline gelmektedir. Bugün gerek kamuda, gerekse de özel sektörde sağlık teknolojileri altyapısı oldukça yüksek ve yeterli yatak kapasitesi olan tam donanımlı çok sayıda hastaneler var. Belirli merkezlerde dünya standartlarında sağlık hizmeti verilmesi, kısa bekleme süreleri, ileri teknoloji gerektiren tedavi yöntemlerinin başarıyla uygulanması, fiyat açısından diğer ülkelere göre göreceli olarak daha cazip olması, Türkiye’yi sağlık turizminde lokomotif ülkelerden biri haline getirebilir. 

Özel sektör ve devlet kurumlarında çalışmanın avantaj ve dezavantajları nelerdir sizce?

Devlet kurumlarında çalışma saatleri belirlidir, tatil günleri belirlidir, maaşınız belirlidir, özlük haklarınız bellidir. Kendinizi daha güvende hissedersiniz. Kıdem ve kademe olarak ilerleme şansınız vardır.

Özel sektörde ise tatil günleri kamuya göre daha kısa olabilir, resmi bayramlarda çalışmanız gerekebilir. Maaşta kesintiler yapılabilir. Şirket sizi gözden çıkardıysa mobbing uygulayabilir, her zaman işten çıkarılma riskiniz vardır. Maaşlar gününde yatmayabilir. En büyük avantajı ise yapmakta olduğunuz işe göre değişmekle birlikte maaşınız kamudan yüksek olabilir. 

Türkiye’de hekim olmanın zorlukları nelerdir?

Son zamanlarda sıkça karşılaştığımız sağlıkta şiddet olayları gündeme geliyor. Bu olayların önüne geçmek için neler yapılabilir?

Hekimliğin zorlu bir meslek olduğunu söylemem lazım, ham maddesi ‘insan’ olan bir meslekten bahsediyoruz, üstelik çeşitli hastalıkları olan, ağrısı olan, sıkıntısı olan insanlar. Sabır gerektiren, enerji gerektiren bir meslek. Bunun yanında tıp fakültesi eğitimi uzun ve yorucu bir süreçtir. Mezuniyet sonrası ihtisas yılları da hiç de kolay bir dönem değildir. Bunlar tüm dünyada geçerli olan evrensel gerçeklerdir. Türkiye’de ise hekimlik eskisi gibi artık çok heves edilecek bir durumda değil. Ekonomik olarak da hekimlerin eskiden olduğu gibi güçlü olmadıklarını söyleyebilirim. Hekimlik cazip bir meslek olmaktan çıktı, İnsan sağlığı ve sorunlarıyla ilgilenmek, hekimliğin sürekli bir hizmet olması, çalışma saatlerinin belirsizliği, nöbetler mesleği zorlaştıran faktörlerdir. Türkiye’de hekimliğin ayrı zorlukları vardır, son yıllarda giderek artan şiddet olayları, giderek azalan ücretler; hekimlik yapmayı daha zor hale getirmiştir.

Son yıllarda ülkemizde sağlıkta şiddet olayları çokça yaşanmaya başladı. Hasta ya da hasta yakınları, hastanedeki işlerinin gecikmesinin sebebini ya da bir yakınını kaybetmesinin sebebini sadece hekim olarak görmeye başladı. Bir hekimin günde ortalama elli hastayı muayene etmesini, arada da üç-dört ameliyat yapmasını bekliyoruz. Hasta başına 5-10 dakikalık bir zaman kalıyor. Bu kabul edilecek bir durum değildir. 

Sağlık eğitimleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de tıp fakültesi sayısının çok fazla olduğunu; bu kadar öğrenciyi yetiştirecek yetenekte ve bilgide yetişmiş hocamız olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla tıp fakültesi mezunu olan hekimlerin aynı düzeyde yeterlilik ve donanımda olmadığını düşünüyorum. Bizim en önemli sorunlarımızdan birisi eğitimin standardize edilememesidir, bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. 

Doktor olmayı özellikle de cerrahiyi düşünen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Doktorların, hele hele cerrahların büyük bir bölümünün sosyal hayatlarına zaman ayıramayacaklarını buradan hatırlatmak isterim. Hem hasta bakacak, hem ameliyat yapacak, hem de güncel tıbbi gelişmeleri takip edeceksin; bu koşullarda çok zor. En iyi sosyal hayat sıklıkla iyi bir uyku oluyor. Genç arkadaşlarıma tüm bunları bilerek, bu mesleği tercih etmelerini öneririm. 

Son olarak sağlıklı yaşam kültürünün geliştirilmesi ve halkımızın bu konuda bilinçlendirilmesi hakkında neler söylemek istersiniz?

Sağlıklı yaşam kültürü geliştirme konusunda en önemli adım sağlıklı beslenme ve riskli yaşam davranışlarından kaçınmaktır. Özellikle alkol, sigara ve madde bağımlısı olan kişilere eğiterek, tedavi ederek bu alışkanlıklarını terk etmesi konusunda onlara yardımcı olmak gerekir. İnsanlara sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirmek, obezite, diyabet ve kanser gibi kısmen önlenebilir hastalıkları azaltmak, spor ve egzersizi günlük yaşamımızın bir parçası haline getirmek gerekir.

Bana bu fırsatı verdiğiniz için sizin şahsınızda tüm ekibinize teşekkür ediyorum, sağlık dolu günler diliyorum.

https://www.instagram.com/prof.dr.hayrullahderici/

Türkiye Sağlık Vakfı olarak Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Hayrullah DERİCİ Hocamıza değerli zamanını ayırdığı ve tecrübelerini bizlerle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK EĞİTİMLER