Dr. Aykan PULULAR, Psikiyatri Uzmanı

Dr. Aykan PULULAR, Psikiyatri Uzmanı

Bu hafta ki konuğumuz İngiltere’de Psikiyatrist olarak görev yapan başarılı hekim Aykan PULULAR. 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz Aykan Hanım?

Tabi ki. Bir temmuz ayı kaynarında dört çocuklu bir ailenin ikincisi olarak İzmir’de doğmuşum. Üniversiteye kadar bu şehirde, daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesinde Tıp Fakültesinde, biraz aradan sonra da Edirne Trakya Üniversitesinde Psikiyatri eğitimi alarak eğitimimi tamamladım.

Asistanlığımın son yılında 12 ay Londra Maudsley Psikiyatri Enstitüsünde Yaşlı Psikiyatrisi yaptım ve halen Londra’da yaşlı psikiyatrisi uzmanı olarak çalışmaktayım. Eşim Prof. Raymond LEVY ile 2012 yılından beri mutlu bir evlilik  sürdürmekteyim.

Beni annelikten uzak tutacak kadar değer verdiğim ve sahip olmaktan korktuğum çocuklar simdi sadece yeğenlerim olarak etrafımda. Yani çocuk yapmaya hiç cesaret edemedim. 

Neden tıp ve neden psikiyatri?

Bu sorunun cevabı beklediğiniz klasik cevaptan biraz farklı benim hikayemde. Yani benim tıp aşkımdan falan değil. Çünkü rahmetli babam öyle istemişti. Ama iyi ki de öyle istemiş. Allah rahmet eylesin. Bana “Kızım doktor ol... Toplumda kadın doktor olarak hizmet ver. Örnek ol...Hem nereye gitsen ekmeğini kazanırsın. Dağın başında kalsan...birini tedavi etsen...karnını doyurursun...” demişti. Ben de gülmüştüm. “Baba artık dağın başı mı kaldı” demiştim. Ama yıllar sonra buna şahit oldum. Hem de Londra’da ve ne kadar haklı olduğunu anladım. 

Bana kalsaydı; ODTU Bilgisayar mühendisliğini bitirip, Londra’ya gidip, mesleğimi orda yapan bir kadın olurdum şimdilerde. Lise 2. Sınıfta tanışıp platonik olarak anlaştığım dershane arkadaşımın abisi o zamanlar bu yolu izlemiş ve çok güzel bir hayat yaşıyordu Londra’da. Bu benim ilham kaynağım olsa da babamı hiç te ikna etmemiş, o günlerde bilgisayarın ne olduğu bile bilinmeyen bi zımbırtının mühendisi mi olurmuş demiş ve beni İzmir’den Ankara’ya göndermeye razı olmamıştı. (yıl 1982) 

Yaklaşık 13 yıl 10 ay  canımdan çok sevdiğim ülkemin hemen her yerinde pratisyen hekim olarak hizmet ettikten sonra artık herşeyi bilen değil tek bir şey bilen doktor olmak istiyorum diyerek psikiyatrist olmayı tercih ettim. Hatta daha da ucuna giderek ülkemizde çok yaygın olmayan ancak yaşlanan nüfusla önemi belirginleşen bir yan dal; Yaşlı Psikiyatrisi’ni seçtim. Bu alanda şimdi gerçekten mutluyum. 

İngiltere’de  hekimlik yapıyorsunuz. Peki İngiltere ve Türkiye’de hekimlik yapmayı karşılaştırabilir misiniz? Sağlık sisteminin işleyişi, hekimlik yapmanın kolaylık ve zorlukları açısından...

Evet Londra’da yaşlı psikiyatristi olarak bir devlet hastanesinde çalışmaktayım. Türkiye’de 24 yıl ülkemin her yerinde çalıştıktan sonra İngiltere’de işe başlarken çok fazla beklentim vardı. İlk başta 3 tane genel tıp denklik sınavı ve daha sonra 3 te uzmanlık sınavını geçtikten sonra ancak beni burda göreve kabul ettiler. En başlarda gereksiz diye düşünsem de işin içine girdikçe psikiyatri, dünyanın her yerinde aynı icra edilmiyormuş ve bu sınavlar elzemmiş diye düşündüm. Mesleğin uygulaması çok farklı Londra’da. Yani çok daha zor. Yaptığınız her işin hesabını veriyorsunuz. Herkes birbirinin hatasını bulup gerektiğinde kullanmak için hazırda bekliyor. İlk Önce bunu fark etmeseniz de ilerleyen zamanda örneklerini görünce anlıyorsunuz. Bu durum sizi daha tedbirli ve itinali olmaya teşvik ediyor. Yaptığınız en küçük işlem ya da hasta/hasta yakınları/hemşire ile yaptığınız en ufak konuşmayı bile hastanın kayıtlarına detaylı olarak aktarmanız gerekiyor. Diyelim; hastanın haftalık değerlendirmesini yaptınız. Bunu yazarken hangi gün ve saatte, nerde (hastanın odasında, görüşme odasında vs) ve kaç dakika yaptığınızı yazmakla başlıyor ve her detayı anlatıyorsunuz.

Bu uygulama iş yükünüzü ve stresinizi çok artırıyor. Ancak hasta hakkında gelecek için çok güzel bilgi birikimi oluyor. Eğer hasta veya yakınları veya başkası bir konuda dava açacak olursa bu bilgiler hayat kurtarıcı olabiliyor. Hulasa; İngiltere’de hekimliğin uygulaması zor. Ancak bu zorluk yalnız hekimler için değil hastalar için de geçerli. Neden mi?

Çünkü hekim hemen müdahale etmiyor. Önce kendi koltuğunu sağlama bağlıyor. Sonra müdahaleye kalkıyor. Bu durumda hasta acil müdahale gerektiren durumlarda zaman kaybına uğruyor. İstediği anda doktora ulaşamıyor.

Mesela, bir hastanın beni görmesi için en az iki aşama geçirmesi gerekiyor. İlki sağlık ocağında hekimin rızası, sonra poliklinikte psikiyatristin takibi ve sonra gerekirse ben görüyorum, yani servise yatışı oluyor. Ancak aile hekimini görmek için en az 3 hafta randevu için bekliyor. Yani çat kapı ...merhaba doktor...Ben geldim... Hadi bana bak diye bişey yok. Düşünün ki bir kan testi için önce 2-3 hafta sonrası için randevu alıp testin sonucu için de 10 gün beklemeniz gerekiyor. Biliyorum inanmak istemiyorsunuz anlattıklarıma. Oysa ben burada çok azını paylaşıyorum sizinle.

Kıssadan hisse yapalım mı hadi; o nedenle Türkiye’deki sağlık  sisteminin çok daha hızlı ve pratik olduğunu söyleyebiliriz. İnanın burda sıra beklerken hayatınızı kaybedebilirsiniz. Neden mi? Eşim iki yıl önce kalp krizi geçirdiğinde üç ay önce randevu verilmiş ve sadece kalp hastalıkları hemşiresi tarafından değerlendirilmişti. Şikayetleri o kadar ciddi olduğu halde uzman doktoru görememişti. Kalp krizi bir tesadüf randevu gününde olduğu için hayatta kalabildi. Bilmem anlatabildim mi?

Hekimlik uygulaması hem Türkiye’de hem de İngiltere’de çok zor. Ancak farklı yönlerden zor. Hekime hakaret edip saldıran bir hastayı hayatta duymadım. Eğer varsa mutlaka yargılanır. Çünkü hiç kimse kimseye hakaret edemez. Hekimlerin kazançları iyidir. Hele NHS’ten emekli (Sağlık Bakanlığından Emeklilik diyelim) olduysanız emekli maaşları ve ikramiyeleri inanılmaz iyidir. Yani hekim hak ettiği saygıyı görür ve parasını kazanır. Eskiden Türkiye’de de olduğu gibi hem özel muayenhane işletip hem de devlette part-time calışabilir.

Türkiye’de durumlar cok daha farklı. Benim bu konuyu çok detaylandırmama gerek yok sanırım. Çünkü sizler zaten o sistemin bi biçimde parçası olduğunuz için az çok bilirsiniz. 

Günümüzde en çok karşılaşılan psikiyatrik sorunlar nelerdir?  Ve bizler birey olarak psikolojimizi sağlam tutmak için neler yapabiliriz?

Psikiyatri uygulaması farklı olsa da psikiyatrik tanı ve sorunlar hep aynı dünyada. Bu nedenle bütün ülkeler aynı tanı sistemlerini kullanırlar ( DSM ve ICD tani sistemleri ).  Genel anlamda psikiyatrik hastalıkların yüzde oranları da benzer tüm dünyada. Mesela şizofreninin yaşam boyu görülme riski %3. Bu, bütün dünyada aynı. Böyle bakarsanız eskiye göre bugün hiçbir şey değişmemiş gibi. Ama öyle değil işte.

Dunyanın teknolojik açıdan 2000 li yıllarda roket hızıyla ilerlemesi bizleri daha mutlu etmedi. Aslında işlerimizi de ne kadar kolaylaştırıyor bilemiyorum. Ama hayatımız sanırım detaylar arasında kaybolup gidiyor. Daha cok paranız olsun diye daha çok çalışıp kendinize ve sevdiklerinize daha az zaman ayırarak daha mutlu olacağınızı mı düşünüyorsunuz? Yani pahalı bi arabaya binip, marka kıyafetler satın almak ve lüks evlerde oturmak hayatın anlamı mı sizce? Oturup düşünürsek bunun hayatımızın anlam olmadığı halde kapitalist düzende sürü bilinciyle bize de dayatılmış olduğunu görürüz. İşte tam burda psikolojimizi nasıl sağlam tutarız sorusunun cevabı devreye giriyor. Eski değerlerimiz, aile hayatımız, sevdiklerimiz, küçük şeylerle nasıl da mutlu olduğumuz çocukluk yıllarımızı hatırlayalım. O günlerde mutlu muydunuz? Daha mı çok paranız vardı? Bugün daha çok paranız var mı bilmem ama daha mutlu olmadığınızdan aşağı yukarı eminim. O zaman eğer amaç mutluluğu bulmaksa o zaman ilk iş gerçeklerle yüzleşmek olmalı. Sonra oturup yeniden bizi mutlu eden değerler üzerinde düşünmeliyiz. Bu konu çok derin. Söylenecek çok şey var ve aklımdan bir dizi şey geçiyor ama ben burda sadece bir iki şeyin altını çizerek bırakıyorum. 

Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde ilaç kullanımına yaklaşımınız nedir?

Bu konu çok tartışıldı ve hala tartışanlar var. Ben kendimden yola çıkayım. Psikiyatriye başladığımda esas olanın konuşma terapisi olduğuna inanır, ilaçla ruhsal durumun çözümleneceğine asla inanmazdım. Ne zaman işin içine girdim o zaman ilaçların anlamı ortaya cıktı. Şu şekildeaçıklamaya çalışayım izninizle;

Eğer psikolojik sorunlardan söz ediyorsak o zaman ilaçtan çok medet ummamak lazım. Ancak psikolojik sorunlara da; yalnız dünyanın ve ülkemizin geldiği noktada yaşanan sorunların bize yansıması olarak bakmak doğru olmaz. Bu sorunları inkar etmiyorum ama bu sorunlarla baş edebilme gücünüz sizin kişiliğinizle ilgili diyorum. Çünkü sorunların şiddeti değil bizim ona verdiğiniz tepkiyle hayatımız zorlaşıyor ya da kolaylaşıyor. Buraya kadar psikolojik sorunlardan söz ettim. Eğer sorduğunuz buysa o zaman en doğru yaklaşım iyi bir konuşma terapsiti bulmak olabilir.

Ancak; bir de psikiyatrik hastalıklar var. Mesela Şizofreni, Bipolar Duygudurum Bozuklukları ve Major Depresyon derseniz o zaman ilaçsız olmaz derim size. Çünkü bu bozuklukların temelde beyindeki hormonların azalması ya da artması neticesi olarak ortaya çıktığını biliyoruz. Elimizdeki ilaçlarla bu hormonal dengeyi tekrar kurarak eski sağlıklı günlere dönmeye çalışıyoruz bir nevi. Kısaca böyle açıkladım. Ama bu kadar basit değil elbette. Yine de en iyi tedavi sonuçlarının holistik yani hastanın bir bütün olarak ele alındığı tedaviler olduğunu biliyoruz. Yani ilaç tedavisini terapisiyle desteklersek dört dörtlük bir tedavi yapmış oluruz. 

Gerek topluma  gerekse sağlık profesyonellerine yönelik sağlık eğitimleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Nasıl geliştirilebilir?

Bu çok önemli bir soru bence. Meslekte hele tıp alanında eğitim sonsuzdur. Emekli olup bu işi bırakana kadar eğitime devam edilmeli. Sanırım Türkiye’de de bu anlamda epey seminer, kongre ve toplantılar ve sürekli eğitim programları var. Belki bu eğitimler yalnız yüzyüze olmaktan öte buna Sağlık Bakanlığınca düzenli olarak hazırlanan online eğitim kursları da eklenebilir. Doktorlar meslekte eğitim sürekliliğine teşvik ettirilebilir. Mesela İngiltere’de tüm doktorlar GMC(General Medical Council) tarafından yıllık olarak kontrol edilir. Bir yıl içinde değişik alanlarda eğitimlere, kurs ve seminerlere katılma ve sunum yapma zorunluluğunuz vardır. Bunun için yılda minimum 50 puanlık bir aktivite yapmış olmanız beklenir. Eğer bunu karşılamazsanız o zaman GMC akreditasyonunuzu yapmaz ve sizin kaydınızı siler. O zaman doktor olarak çalışamazsınız.Çünkü hiçbir işi  doktor kimlik numaranız olmadan alamaz ve reçete yazamazsınız. Bu ciddi bir yaptırımdır. 

Tıp eğitimi almak isteyen ve özellikle psikiyatriye ilgi duyan gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Bu güzel bir soru. Teşekkür ederim. Yaptığınız iş ne olursa olsun önce sevmeniz lazım. Biliyorum bu klasik bi açıklama oldu. Ama inanın sevmeden hiçbir işi yapamaz, yapsanız da başarılı olamaz ve hayat boyu neden mutsuzum diye sorarsınız kendinize. Ben pratisyen hekim olarak çalışırken öyleydim mesela. Mutlu değildim. Ne zaman istediğim işi buldum o zaman hayatımın renkleri değişti inanın. Artık hiçbir şey bana siyah beyaz görünmüyor. Sadece nostalji yaşamak istediğimde resimlerimi siyah beyaza dönüştürüyorum, o kadar.

Eğer işinizi sevmiyorsanız biliyorum değiştirmesi zor ama imkansız değil. 

Sevmediğinizi fark ettiğinizde aslında neyi sevdiğinizi de fark etmişsinizdir. O zaman bir yolunu bulun ve değiştirin yolunuzu. Ben kendi adıma pratisyen hekim olduğum yıllarda mesleğimi sevmediğimi sanıyordum. O nedenle birçok başka iş denemelerim oldu. Mesela; tiyatroya olan aşkımdan dolayı filmlerde dublaj yaptım bi ara. Sonra tekstil alanında bir süre çalıştım. Bu işleri yaparken ben birşeyin farkına vardım; aslında sevmediğim mesleğim değil branşımdı. O zaman cevap ortadaydı. Ve psikiyatrist oldum. 

Sağlık turizmi konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda çalışmalarınız var mı?

Efendim bu çok derin bi konu. Sağlık turizmiyle ülkemize özellikle İngiltere’den çok sayıda hasta geliyor çeşitli nedenlerle. Aslında bu bile doktorlarımızın ne kadar iyi olduğunun bir ispatıdır bu arada...Fakat aynı zamanda yapılan müdahalelerin komplikasyonları, bazen kötü muameleler, sorumsuz davranışlar kulağıma geliyor. Bu da çok üzücü tarafı. Ama sağlık turizmi dünyada çok yaygın. Eskiden biz hastamızın kanser tedavisi için Amerika’ya götürürdük. Şimdi onlar bize geliyor. Aslına bakarsanız daha neler yapılmaz ki dünyada yapılmayan bizde mükemmel yapılabilen. Ama bunun için daha çok çalışmamız lazım. Onu da başka sefere konuşalım isterseniz. 

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Son olarak benim görüşlerime yer verdiğiniz için teşekkür ederim. İyi, sağlıklı ve mutlu  günlerde yeniden görüşmek dileğiyle, hoşçakalın. 


Biz de Psikiyatri Uzmanı Dr. Aykan PULULAR'a değerli zamanını ayırdığı ve tecrübelerini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK EĞİTİMLER